Gazeteciler mesleği değerlendirdi

Gazetecilik: Koşullar mutlu etmese de severek yapılan bir meslek

Yapılan bir araştırmanın sonuçlarına göre, gazetecilerin büyük bölümü gelecek kaygısı yaşıyor, mesleğini özgürce yapamadığını düşünüyor, emeğinin karşılığını alamadığı kanısında ve bütün bunlara rağmen çoğu “yine bu mesleği seçerdim” diyor. 

Gazeteciler Cemiyeti’nin AB desteğiyle yürüttüğü Demokrasi için Medya/Medya için Demokrasi (M4D) Projesi kapsamında yapılan “Gazetecilerin Mesleki Memnuniyeti” araştırması sonuçları açıklandı. 

Gazetecilerin ekonomik, siyasal, toplumsal ve teknolojik dinamiklerle hızla dönüşmekte olan mesleklerine ilişkin algı ve değerlendirmelerini tespit etmek için yapıllan araştırma 4 Ekim-15 Aralık 2021 tarihleri arasında internet üzerinden yürütüldü. 

Ankete Türkiye çapında 46 ilden, ulusal ve yerel medyadan, farklı mecralardan ve çeşitli görev alanlarından toplam 317 gazeteci katıldı. Araştırma, ulaşılan örneklemin büyüklüğü ve çeşitliliği açısından Türkiye’de gazetecilik alanında son yıllarda yapılan en geniş çalışma niteliğini taşıyor. 

Türkiye çapında 46 ilden ve yurtdışından ankete katılım sağlandı. Bunların büyük çoğunluğunu ise Ankara (yüzde 30,6), İstanbul (24) ve İzmir (yüzde 6) oluşturuyor. Bu illeri Antalya (yüzde 3,5), Aydın (yüzde 3,5), Konya (yüzde 2,2), Trabzon (yüzde 2,2), Diyarbakır (yüzde 1,9), Van (yüzde 1,9), Bursa (yüzde 1,6), Balıkesir (yüzde 1,6), Adana (yüzde 1,3) ve Ordu (yüzde 1,3) izliyor. 

Araştırmaya katılan gazetecilerin yüzde 26,8’i kadın, 72,9’u erkek. Bu gazetecilik alanındaki cinsiyet dağılımı verileriyle yakın bir oran. Gazetecilik faaliyetlerine ilişkin resmi rakamlarına göre 2020 yılı itibariyle sektörde çalışanların yüzde 38,5’i kadın, yüzde 61,4’ü erkek idi. 

Ankete katılanların yaş gruplarına göre dağılımı bakıldığında ise gazetecilik alanında 25-44 yaş arasında ciddi bir yoğunluk olduğu (yüzde 58,5), gazetecilerin yarısından daha fazlasının bu aralıkta bulunduğu ortaya çıkıyor. Yaklaşık üçte biri (yüzde 29,7) ise 45-64 yaş aralığında. Ankete katılan gazetecilerin yaş ortalaması ise 40.

Yerel ve ulusal medyada çalışan gazetecilerin yaş gruplarına bakıldığında, yerel medyada çalışan gazeteciler içinde 35-44 yaş arasının ağırlıkta olduğu (yüzde 29,4) görülüyor. Ulusal medyada çalışan gazeteciler arasında 25-34 yaş grubu ağırlıkta (yüzde 39,2). Yine yerel medyada 65 yaş ve üzerinde çalışanların oranı (yüzde 7,3) ulusal medyaya göre (yüzde 5,7) daha fazla. 

Üniversite mezunları çoğunlukta

Araştırmada elde edilen bir başka sonuca göre ise gazeteciler arasında üniversite derecesine sahip olanların baskın olduğu görülüyor. Üniversite mezunu olanların oranı yüzde 72,2, lise mezunu olanların oranı yüzde 15,1, lisansüstü öğrenime sahip olanların oranı ise yüzde 8. 

Buradan hareketle, üniversite ve üstü dereceye sahip olanların gazetecilik alanının yüzde 83,2’sini oluşturduğu sonucuna varmak mümkün. Bu tablo geçmişle kıyaslandığında, yaklaşık 30 yıl içinde “alaylı” muhabirlerin artık neredeyse yok olurken “okullu” muhabirlerin büyük bir ağırlık oluşturduğu görülüyor. 1991’de yapılan araştırma “okullu” gazeteci oranı yüzde 62 olarak yer alıyordu.

Bu durum, gazetecilerin lise mezunu olma oranlarının da üniversite ve lisansüstü eğitim lehine değiştiğini, gazetecilik alanında lisansüstü eğitim derecesinin de artmakta olduğunu gösteriyor. 

Genç kuşak gazeteciler üniversiteli 

Dikkat çeken bir diğer nokta, ilkokul ve ortaokul mezunu gazetecilerin yerel medyada ağırlıkta olması. Üniversite ve lisansüstü öğrenimin ise ulusal medyada çalışan gazetecilerde yoğunlaşmış durumda. Bu yoğunlaşmaya karşın yine de yerel medyada çalışan gazetecilerin üçte ikisi (yüzde 67,6) üniversite mezunu, yüzde 7,2’si de lisansüstü öğrenim mezunu. 

Yerel medyada lisansüstü eğitim gören gazetecilerin büyük bölümü (yüzde 75) ise 25-44 yaş arasında. Bu durumun, yerel medyada çalışan gazetecilerin eğitsel profilinde de bir değişime işaret ediyor ve genç kuşakların öğrenim düzeyinin artmakta olduğunu gösteriyor.

Geleneksel medya ve internet 

Ankete katılan gazetecilerin yarıdan çoğu (yüzde 52,7) geleneksel gazete ya da televizyonda çalışıyor. Yaklaşık dörtte biri (yüzde 21,5) bağımsız internet portallarında, yüzde 11’i bir gazete ya da televizyonun internet portalında, yüzde 9,1’i ise haber ajanslarında görev yapıyor. Yüzde 5,7’lik “diğer” seçeneği ise çoğunlukla kimi kurum ve kuruluşların basın sorumlularından oluşuyor.

Bulgulara göre geleneksel medyanın hala en önemli gazetecilik mecralarından olduğu, internetin ise gazetecilik için hızla büyümekte olan bir alan olduğu görülüyor.

Yerel ve ulusal medya

Sözkonusu mecraların kapsamlarına bakıldığında ise gazetecilerin yaklaşık üçte ikisinin (yüzde 61,8) ulusal, üçte birinin (yüzde 35) ise yerel medyada çalıştığı görüldü. 

Yerel ve ulusal medyada çalışan gazeteciler cinsiyet dağılımına göre incelendiğinde ise yerel medyada çalışanların yüzde 28,8’inin kadın, yüzde 71,2’sinin erkek; ulusal medyada çalışan gazetecilerin ise yüzde 25’inin kadın, yüzde 74,5’inin erkek olduğu tespit edildi. 

Genel olarak bakıldığında ulusal ve yerel medyada çalışan gazetecilerin cinsiyet dağılımlarının birbirine oldukça yakın oranlarda seyrettiği ve her iki ölçekte de yaklaşık olarak her dört çalışandan üçünün erkek, birinin ise kadın olduğu söylenebilir. 

Görev dağılımlarında geniş yelpaze

Gazeteciler mesleki görev dağılımları açısından incelendiğinde ise haber süreçlerinin üretim, yönetim ve teknik aşamalarını içeren pek çok farklı pozisyondan katılım sağlandı. 

Mesleki görev dağılımı içerisinde en geniş grubun muhabirlerden (yüzde 32,2) oluştuğu, bunu sırasıyla editörlerin (yüzde 13,9), yazı işleri müdürlerinin (yüzde 10,1) ve genel yayın yönetmenlerinin (yüzde 7,9) takip ettiği görülüyor. 

Haber üretim sürecini gerçekleştiren çekirdek kadro olarak muhabirler, editörler ve yazı işleri müdürlerinin katılımcıların yarısından çoğunu (yüzde 56,2) oluşturdukları dikkat çekiyor. Bu orana foto muhabirleri (yüzde 4,4) ve serbest gazeteciler (yüzde 2,2) de eklendiğinde ankete katılan gazetecilerin ağırlıklı olarak (yüzde 62,8) günlük haber üretim süreçleri içinde yer alan pozisyonlardan geldiği sonucuna varıldı. 

Mesleki deneyim

Gazetecilere dönük bir başka demografik gösterge sektörde çalışma deneyimi oldu. 

Ankete katılan gazetecilerin dörtte biri (yüzde 24,9) en çok 5 yıllık çalışma deneyimine sahiptir. Yüzde 18’i 6-10 yıl arası, yüzde 13,6’sı 35 yıl ve üzeri, yüzde 11,7’si ise 11-15 yıl arası çalışma deneyimine sahip. En az oran 16- 20 yıl arası çalışanlarda görülmekte.

Mesleki deneyim ve cinsiyet

Anket sonuçlarında ortaya çıkan dikkat çekici sonuçlardan biri de mesleki deneyim ve cinsiyet ilişkisi oldu. 

Yaş grupları ve cinsiyet ilişkisi bağlamında değinilen eşitsiz durum mesleki deneyim alanında da kendini gösteriyor. 

Buna göre, 0-5 yıl arası deneyimi olan gazetecilerde kadın (yüzde 48,1) ve erkek (yüzde 51,9) oranları birbirine yakınken, mesleki deneyim yılı arttıkça aradaki makasın güçlü biçimde açıldığı ve kadınların giderek meslekten elendiği bir süreç gözlemleniyor. 

Bu durumun bir yandan evlenme, doğum, çocuk ve yaşlı bakımı gibi nedenlerle kadınların meslekten uzak kalması ve mesleğe tekrar dönebilmelerinin koşullarının oldukça zor olması nedeniyle, diğer yandan ise mesleğin zorlukları ve çalışma koşulları gerekçe gösterilerek kadınların mesleğin dışına itilmesi gibi nedenlerle bağlantısı olduğu şeklinde değerlendirildi.

Çalışma biçimleri 

Anket sonuçlarına göre, gazetecilik alanında ücretli çalışma ve serbest gazetecilik formları en yaygın iki çalışma biçimi olarak öne çıkıyor.

Gazetecilerin üçte biri (yüzde 33,4) bir medya kuruluşunda 212’li olarak (5953 sayılı Basın-İş Kanunu kapsamında) çalışmakta. Bir medya kuruluşunda 212 dışında istihdam edilen gazetecilerin oranı ise yüzde 12,9. 

Bu iki kategori medya alanında ücretli çalışmayı işaret ediyor. Dolayısıyla araştırmaya katılan gazetecilerin yarıya yakını (yüzde 46,3) ücretli çalışıyor. 

Gazetecilerin beşte biri (yüzde 20,5) ise serbest (freelance) gazetecilik yapıyor. Bu iki kategoriyi yüzde 12 ile kendi haber platformunu yöneten gazeteciler takip ediyor. Emekli gazetecilerin oranı yüzde 9,8, çalışmadığını belirten gazetecilerin oranı ise yüzde 6,6. Bu veri, gazetecilik alanındaki işsizlik açısından oldukça dikkate değer.

Çalışma biçimleri ve cinsiyet

Çalışma biçimleri cinsiyete göre incelendiğinde önemli sonuçlar elde edildi. Kadın ve erkek gazeteciler arasındaki fark çalışma biçimlerinde de kendini gösteriyor. 

Erkek gazetecilerin oranı her kategoride kadın gazetecilerden fazla iken, kadın gazetecilerin oranının erkeklerden fazla olduğu tek kategori çalışmadığını belirten gazeteciler kategorisi. Dolayısıyla kadın gazetecilerin oranı yalnızca işsizlikte erkeklerden daha fazla. İşsizliğin, kadın gazetecileri erkeklere göre daha fazla etkilediği belirtilebilir. 

Basın İş Kanunu’na tabi olarak çalışanların oranı kadınlarda yüzde 32,1 iken erkeklerde bu oran 67,9’ye çıkıyor. 212 dışında istihdam ediliyorum diyenlerin oranı ise kadınlarda yüzde 26,8, erkeklerde ise yüzde 70,7 oldu, yüzde 2,4’si ise belirtmek istemedi. 

Çalışma biçimleri, çalışılan kurumun kapsamına göre bakıldığında, 212’li olarak çalışan gazetecilerin yarısından çoğunun (yüzde 56,6) ulusal medyada, yüzde 42,5’inin ise yerel medyada istihdam edildiği tespit edildi. Benzer şekilde, 212 dışında istihdam edilen gazetecilerin dörtte üçünün (yüzde 75,6) ulusal medyada, dörtte birinin (yüze 24,4) ise yerel medyada çalıştıkları görülüyor.

Dikkat çeken bir diğer nokta kendi haber platformunu yöneten gazeteciler kategorisinde. Burada kadın ve erkek gazeteciler arasında ciddi bir uçurumdan bahsetmek mümkün. Kendi haber platformunu yönetenlerin yaklaşık yüzde 90’ı (yüzde 89,5) erkekken, kadınların oranı yalnızca yüzde 10,5. 

Serbest gazetecilik yapanlarda ise yaklaşık olarak her beş serbest gazeteciden dördünün (yüzde 76,9) ulusal medyaya, beşte birinin ise (yüzde 21,5) yerel medyaya haber ürettikleri söylenebilir.

Kendi haber platformunu yönetenler

Kendi haber platformunu yöneten gazetecilerin ise yaklaşık üçte ikisinin (yüzde 63,2) yerel medyada, üçte birinin (yüzde 36,8) ulusal medyada bulunduğu tespit edildi. 

Bu durum, internetin sağladığı imkanların özellikle yerel medyada oldukça aktif kullanıldığını göstermesi açısından kayda değer. Çalışmadığını belirten gazetecilere bakıldığında ise büyük bölümünün (yüzde 61,9) ulusal medyadan, yüzde 19’unun ise yerel medyadan ayrıldığını gözlemlemek mümkün.

Basın kartı sahipliği 

Gazeteciler için çalışma koşullarının bir diğer önemli unsuru basın kartı sahipliği. Araştırmaya katılan gazetecilerin yüzde 51,7’si basın kartı sahibi olduğunu, yüzde 42’si basın kartının olmadığını belirtti. Yüzde 6’lık bir kesim ise basın kartı başvurusunun bekleme sürecinde olduğunu bildirdi.

18-24 yaş grubundaki gazetecilerin basın kartı yok. Başvurusunun bekleme sürecinde olduğunu belirten gazeteciler içinde 18-24 yaş grubundakilerin oranı yüzde 21,1. Başvuru sonucunu beklediğini söyleyen gazetecilerin çoğu (yüzde 57,9) 25-34 yaş grubunda. Başvuru sonucunu hala alamayan gazetecilerden yüzde 21,4’ü 35-44 yaş aralığında. 

Mesleğin henüz başında olan gazetecilerin zorunlu bekleme süresi nedeniyle basın kartını alamamış olması normal kabul edilebilirken, yaş grupları itibariyle mesleki deneyimleri yüksek gazetecilerin basın kartı başvurusuna yanıt alamamış olması dikkat çekiyor. 

Basın kartı sahipliği cinsiyete göre incelendiğinde, basın kartı sahibi gazetecilerin dörtte üçünün (yüzde 76,2) erkek, dörtte birinin (yüzde 23,8) kadın olduğu görülüyor. Bu veri, yukarıda da bahsedilen medyadaki cinsiyet temelli eşitsizliğin tezahürlerinden biri olarak değerlendiriliyor.

Basın kartı sahipliği, çalışılan kuruluşun kapsamı çerçevesinde incelendiğinde, basın kartı sahibi her beş gazeteciden üçünün (yüzde 59,1) ulusal medyada, ikisinin (yüzde 39) ise yerel medyada çalıştığı görülüyor. 

Gazeteci ve ücret

Araştırmaya katılan her üç gazeteciden yaklaşık biri (yüzde 38,2) 3000 TL’ye kadar, diğer üçte biri (yüzde 35) 3001-5000 TL arasında ücret almaktadır. 5001-8000 TL ücret alanların oranı yüzde 16,1, 80001-10000 TL ücret alanların oranıysa yüzde 3,8. 10001 TL ve üzerinde ücret alan gazetecilerin oranı oldukça düşük (yüzde 2,5). 

Gazetecilerin yüzde 80,8’i “aldığı ücretin emeğinin karşılığı olmadığını” düşünüyor. Yüzde 12,9’u aldığı ücretin emeğinin karşılığını kısmen sağladığını belirtirken, yalnızca yüzde 3,8’lik kesim aldığı ücretin emeğinin karşılığına denk geldiğini belirtti.

Gazetecilerin ücretleri ve geçim pratiklerine dönük ifadeleri de çarpıcı. “Aldığım ücretle geçimimi rahatlıkla sağlayabiliyorum” ifadesine katılmayan gazetecilerin oranı toplam yüzde 76,7. Dolayısıyla her dört gazeteciden üçü aldığı ücretle geçimini rahatça sağlayamadığını belirtiyor. Ücretinin geçimini sağlamaya yettiğini ifade eden gazetecilerin oranı ise yalnızca yüzde 7,4.

Gelecekle ilgili kaygılar 

Çalışma koşulları kapsamında incelenmesi gereken başlıklardan biri de gazetecilerin işleriyle ilgili gelecek kaygıları. 

Araştırmaya katılan gazetecilerin çok büyük bir bölümü (yüzde 86,8) işleriyle ilgili gelecek kaygısı taşıdıklarını, yüzde 12’si ise böyle bir kaygı duymadıklarını belirtti. 

İşe dönük en çok kaygı duyulan unsur düzenli ya da tatmin edici ücret alamamak. Her üç gazeteciden biri (yüzde 31,5) bu kaygısını dile getirdi. Daha önce ücretler konusunda sözü edilen karanlık tablo düşünüldüğünde, bu kaygının gazeteciler nezdindeki önemi oldukça anlaşılır görünüyor.

En çok kaygı duyulan ikinci unsur ise mesleği layıkıyla icra edememek. Yine yaklaşık her üç gazeteciden biri (yüzde 30,9) bu kaygısını vurguladı. Mesleki kaygıların ikinci sırada yer alması, gazetecilerin mesleklerinin mevcut durumuna dair farkındalıklarını gösteren ve bu konuda bir mesleki savunu refleksine sahip olduklarını işaret eden bir bulgu olarak değerlendirilebilir. Söz konusu kaygıları sırasıyla işyerinin kapanması (yüzde 12,3) ve işten çıkarılma (yüzde 11,7) takip ediyor.

Araştırmaya katılan gazetecilerin yarısından çoğu (yüzde 55,6) iş güvencesini, üçte biri (yüzde 33,5) ise yüksek ücret seçeneğini tercih edeceğini belirtti. Her iki talebin de gelecek kaygısıyla bağlantısı olduğu söylemek mümkün. Bu kaygı neticesinde ya güçlü bir eğilim olarak iş güvencesinin arandığı ya da kendi kendini güvenceye alma isteği olarak yüksek ücret arayışının öne çıktığı düşünülebilir.

Her iki seçeneğin dışında bir görüş belirtenlerin oranı ise yüzde 10. Bu seçeneği işaretleyenlerin bir kısmı tercihlerini “hem iş güvencesi hem de yüksek ücret” şeklinde açıklıyor. 

Gazetecilerin işlerine dönük gelecek kaygısının yüksekliği bir yandan sektördeki derin güvencesizlik ve işsizlik pratikleriyle, diğer yandan ise mesleğe dönük ağır politik baskılarla ilişkili. 

Mesleki özgürlük

Araştırmaya katılan gazetecilerin yaklaşık dörtte üçü (yüzde 72,9) mesleğini özgürce yapamadığını çeşitli düzeylerde belirtirken, yüzde 16,1’i bu konuda kararsız olduğunu ifade ediyor. Mesleğini özgürce yapabildiğini söyleyenlerin oranı ise yüzde 11. 

Mesleğin özgürce yapılamadığına dönük bu değerlendirmeler, ulusal ve yerel medya kapsamında anlamlı bir farklılık taşımamakta, hem yerel medya hem de ulusal medyadaki gazeteciler mesleklerini özgürce yapamadıkları noktasında birleşiyor. Medyada çalışma pozisyonlarına, çalışma biçimlerine, cinsiyete, yaşa ve çalışma mecrasına göre de aynı durum geçerli. Bu manzara, Türkiye’deki gazetecilik ortamı için oldukça karanlık bir tabloyu işaret ediyor.

Mesleğin özgürce yapılamadığının belirtildiği noktada, güvencesizliğin rolüne ilişkin de önemli bulgular ortaya çıkıyor. Gazetecilerin dörtte üçünden fazlası (yüzde 78,6) güvencesizliğin ifade özgürlüğünü olumsuz etkilediği kanısında. Yüzde 12,5’lik kesim bu konuda kararsız olduğunu belirtirken, yüzde 9’u bu fikre katılmadığını ifade ediyor.

Beşte üçü sansüre uğradığına düşünüyor

Haber üretim sürecine ilişkin önemli bulgulardan bir diğeri haber faaliyetlerinin sansüre uğrayıp uğramadığı. Araştırmaya katılan her beş gazeteciden üçü (yüzde 59,6) haber faaliyetlerinin sansüre uğradığı düşüncesinde.  

Bu tablo, sansür konusunda Türkiye’deki medyanın oldukça zorlu bir süreçte bulunduğunu gösteriyor. Sansürün yaygınlığı, medyanın içinde bulunduğu baskı ortamının derinliğini gösterdiği kadar, sansürün doğallaşması tehlikesini de içinde barındırıyor.

Araştırmaya katılan gazetecilerin yarısı (yüzde 49,7) “haber üretirken içeriğin yayınlanmayacağı veya eleştirileceği kaygısıyla haberden vazgeçtiğim oldu” cümlesine kesinlikle katıldığını belirtiyor. Yaklaşık üçte biri (yüzde 30,9) bu duruma katılmadığını katılmadığını ifade ediyor.

Gazetecilerin yaklaşık beşte biri (yüzde 19,4) bu konuda kararsız. Otosansüre ilişkin kararsızlık ifadelerinin bu denli yüksek oluşu oldukça dikkat çekici bir durum.

Haber üretim sürecine ilişkin bir başka bulgu, gazetecilerin, yaptıkları haberlerden dolayı suçlanma ya da yargılanma kaygıları. “Yaptığınız haberler nedeniyle suçlanma ya da yargılanma kaygısını ne sıklıkla yaşıyorsunuz” sorusuna gazetecilerin yarısından fazlası genellikle/sık sık yaşadığı yanıtını verirken, dörtte biri (yüzde 25,8) kararsız olduğunu bildirmiştir. Beşte biri (yüzde 20,6) ise böyle bir kaygıyı yaşamadığını belirtmekte.

Araştırma sonucuna ilişkin değerlendirmede, “Gazetecilerin yaptığı haberlerden dolayı suçlanma ya da yargılanma kaygısı yaşayanların oranının yüksekliği, Türkiye’deki basın ve ifade özgürlüğüne dönük karanlık tablonun bir parçasını oluşturmaktadır” deniliyor. 

Mesleki kıdem arttıkça tehdit de artıyor

Gazetecilik faaliyetlerinden dolayı yargılanma kaygısına ek olarak, doğrudan tehdit almak da önemli bir bulgu olarak ortaya çıkıyor. Her beş gazeteciden üçü (yüzde 61,5) gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tehdit aldığını belirtiyor.

Çalışılan mecranın kapsamı bağlamında incelendiğinde, yerel medyadaki her üç gazeteciden ikisinin (yüzde 66,7), ulusal medyada ise her beş gazeteciden üçünün (yüzde 60,2) tehdit aldığı ortaya çıkıyor. 

Yaşa göre değerlendirildiğinde ise yaş arttıkça tehdit aldığını belirten gazetecilerin oranının arttığı görülmekte.  35 yaş altı gazetecilerde bu oran yarıya yaklaşırken (yüzde 47,7), 45 yaş ve üzerine çıkıldıkça her dört gazeteciden en az üçünün (yüzde 74,4) gazetecilik faaliyetlerinden ötürü tehdit aldığı görülüyor.

Araştırmaya katılan gazetecilerin üçte birinden fazlası (yüzde 36,9) gazetecilik faaliyetlerinden ötürü gözaltına alındığını ya da yargılandığını ifade etti. 

Gözaltına alınma ya da yargılanma süreçleri cinsiyete ve yaşa göre kimi farklılıklar gösteriyor. Kadın gazetecilerin dörtte biri (yüzde 23,5), erkek gazetecilerinse yarıya yakını (yüzde 42) gazetecilik faaliyetlerinden ötürü gözaltına alınma ya da yargılanma gibi süreçler yaşadığını belirtti.

Cinsiyet ayrımcılığı 

Gazetecilik faaliyetini sürdürürken cinsiyetinden dolayı ayrımcılığa maruz kaldığını belirten kadın gazetecilerin oranı yüzde 86,2. Oldukça yüksek olan bu oran Türkiye medya ortamında cinsiyete dayalı ayrımcılığın ne kadar yaygın olduğunu göstermesi bakımından önemli. Bu oran içerisinde her beş kadın gazeteciden ikisi (yüzde 40,2) söz konusu ayrımcılık pratiklerine ara sıra uğradığını belirtirken, her üç kadın gazeteciden biri (yüzde 34,5) ise sık sık ayrımcılığa uğradığını ifade ediyor. 

Cinsiyete dayalı ayrımcılık pratikleri kadın gazetecilerin yaş gruplarına, çalışma şekillerine, çalıştıkları kuruluşun mecrasına ve kapsamına göre anlamlı farklılıklar göstermemekte, tüm kadın gazetecileri ortak kesen bir eğilim olarak öne çıkıyor.

Mesleğe olan inanç zamanla yıpranıyor

Haber üretim sürecindeki tüm bu sorunlar, gazetecilerin meslekleriyle olan ilişkilerini olumsuz etkiliyor ve mesleğe dönük inançlarını erozyona uğratıyor. Araştırmaya katılan gazetecilerin beşte üçü (yüzde 60) mesleğe olan inancının zamanla yıprandığı ifade ediyor.

Gazetecilerin üçte biri (yüzde 36,7) mesleğe olan inancının zamanla yıprandığı fikrine kesinlikle katıldığını belirtirken, dörtte biri (yüzde 23,3) bu fikre katıldığını söyledi. Gazetecilerin yaklaşık beşte biri (yüzde 19,5) bu konuda kararsız olduğunu, diğer beşte biri (yüzde 20,4) ise bu fikre katılmadığını belirtti. 

Kadın ve erkek gazeteciler arasında bu konuda anlamlı bir farklılık bulunmuyor. Yaş gruplarına göre de anlamlı bir farklılık oluşmamasına karşın, özellikle 18-24 ve 25-34 yaş aralığındaki azımsanmayacak orandaki genç gazetecinin mesleğe olan inançlarının yıprandığını ifade etmeleri oldukça çarpıcı. 18-24 yaş aralığındaki her üç gazeteciden biri (yüzde 35,2) mesleğe olan inancının yıprandığını ifade ederken, bu oran 25-34 yaş aralığında üçte ikiye (yüzde 66,3) yükseliyor.

Gazetecilik özel bir alan 

Araştırmaya katılan gazetecilerin oldukça büyük bölümü (yüzde 80,1) “yaptığımız iş herkes tarafından kolaylıkla yapılabilir” ifadesine katılmıyor. Her on gazeteciden biri (yüzde 11,9) bu konuda kararsızlığını ifade ederken, yalnızca yüzde 8’lik bir bölüm bu fikre katıldığını belirtiyor.

Bu bulgu, gazetecilerin, mesleklerinin ayrıcalıklı nitelikleri ve eğitim/deneyim gerektiren özel bir alan olduğu konusunda hemfikir olduklarını işaret ediyor. Bu durum aynı zamanda, gazetecilerin mesleklerine dönük sahiplenici ve sınır çizici bir yaklaşımın göstergesi olarak da değerlendirilebilir. 

“Yerime rahatlıkla benim yaptığım işi yapabilecek bir başkası bulunabilir” yargısına gazetecilerin yarısından çoğu (yüzde 52,4) itiraz etmeke. Bu konuda kararsız olduğunu belirtenlerin oranı üçte bire yakınken (yüzde 29,4), bu fikre katıldığını ifade edenler gazetecilerin yaklaşık beşte birini (yüzde 18,1) oluşturuyor. Bu oranlar oldukça dikkat çekici. Özellikle kararsızların ve bu yargıya katıldığını belirtenlerin oranlarındaki yükseklik, mesleğin yaşamakta olduğu erozyon ve bunun gazeteciler nezdindeki yansımaları konusunda önemli ipuçları sunuyor. 

Söz konusu bulgular gazeteciler arasında cinsiyete, yaşa, medya alanındaki pozisyona, çalıma şekline, medya mecrasına, kapsamına, alınan ücrete ve çalışma sürelerine göre anlamlı farklılıklar göstermemekte, her kategoriyi yatay kesen bir örüntü olarak ortaya çıkıyor. 

Topluma yarar sağlama

Araştırmaya katılan gazetecilerin büyük bölümü (yüzde 80,9) gazetecilik yaparak topluma bir fayda sağladığını düşünüyor. Her on gazeteciden yaklaşık biri (yüzde 9,7) bu konuda kararsızlığını ifade ederken, toplumsal bir fayda sağlamadığını düşünen gazetecilerin oranı da yaklaşık onda biri (yüzde 9,4). Bu sonuçlar, cinsiyet, yaş, çalışma şekli, mesleki deneyim, pozisyon, çalışılan medyanın mecrası ve kapsamına göre anlamlı farklılıklar göstermiyor. 

Gazetecilerin, araştırma boyunca serimlenen zorluklara ve yıpranmışlıklara karşın yine de mesleklerini icra ederek topluma bir fayda sağladıklarını belirtmeleri önemli. Bu durumun hem gazetecilerin bireysel olarak kendilerine yükledikleri anlamlarla hem de mesleğe toplumsal olarak yüklenen beklenti ve değerlerle ilişkili olduğu düşünülebilir. 

Mesleğim beni ilerletiyor

Gazetecilerin beşte üçü (yüzde 60,7) mesleğin kendilerini olumlu şekilde ilerlettiğini düşünüyor. Yüzde 14,8’i bu konuda olumsuz görüş bildirirken, yüzde 24,4’ü kararsız olduğunu ifade ediyor. Her dört gazeteciden birinin mesleğinin kendini ilerletip ilerletmediğine dönük kararsız olduğunu söylemesi oldukça düşündürücü. 

Bu konuda kadın ve erkek gazeteciler arasında anlamlı bir farklılık ortaya çıkmazken, yaş gruplarına göre farklılık tespit edilmektedir. Kararsız olduğunu belirtenlerin yarısından çoğu (yüzde 52,8) 25- 34 yaş arası gazeteciler. Bu noktada söz konusu kararsızlığın mesleğin kendine mi yoksa icra edildiği koşullara mı ilişkin olduğu ayrıca tartışılması gereken bir durum. Benzer şekilde bu yargıya kesinlikle katılmadığını belirtenlerin içinde en büyük grubu da (yüzde 43,5) 25-34 yaş aralığı oluşturuyor.

Gazetecilik ve toplumsal saygınlık

Araştırmaya katılan gazetecilerin yalnızca üçte biri (yüzde 33,8) bu konuda olumlu görüş bildirdi. Yüzde 39,9’u bu fikre katılmadığını vurgularken, dörtte birden fazlası (yüzde 26,2) kararsız olduğunu ifade etti.

Mesleğinin toplumda saygınlığını arttırmadığını düşünen gazetecilerin oranı (yüzde 39,9) azımsanmayacak düzeyde. Aynı şekilde kararsızların oranı da (yüzde 26,2) oldukça dikkat çekici. Bu durum cinsiyete, yaşa, çalışma şekline, çalışılan medyanın mecrasına ve kapsamına göre anlamlı farklılıklar taşımıyor. Gazetecilerin tümünde bu konuda ortak bir eğilimin oluştuğu belirtilebilir.

Mesleğini sevmek

Araştırmaya katılan gazetecilerin üçte ikisi (yüzde 67,5) mesleğini eskiden daha çok sevdiğini vurguladı. Bu oldukça dikkat çeken ve üzerinde düşünülmesi gereken bir oran Söz konusu yargıya itiraz edenlerin oranı yüzde 16,7 iken, yüzde 15,8’lik kesim ise kararsız olduğunu ifade etti. Bu durum, gazetecilerin mesleklerinin mevcut durumuna dair sahip oldukları göreli memnuniyetsizliği ve mesleğin gidişatı konusundaki olumsuz imgeyi gösteren önemli bir işaret olarak not edilmeli. 

Bu sonuçlar kadın ve erkek gazeteciler arasında anlamlı bir farklılık taşıyor. Kadın gazetecilerin yarısından çoğu (yüzde 56,1) söz konusu yargıya katıldığını belirtirken, erkeklerde bu oran dörtte üçe yakın (yüzde 71,5). Yine kadın gazetecilerin dörtte biri (yüzde 25,6) mesleği eskiden daha çok sevdiği yargısına katılmadığını vurgularken, bu oran erkek gazetecilerde yüzde 13,6. Dolayısıyla “mesleğimi eskiden daha çok severdim” yargısının erkeklerde daha güçlü bir eğilim olarak ortaya çıktığı söylenebilir.

Yine gazeteci olmak

Bu sonuçlarla ilişkili bir başka bulgu, mesleği yeniden seçip seçmeme konusunda ortaya çıkıyor. Gazetecilerin üçte ikisi (yüzde 65,9) seçme şansları olsa yine gazetecilik mesleğini seçeceğini söylüyor. Yüzde 13,1’lik kesim bu konuda kararsız olduğunu belirtirken, gazetecilerin beşte biri (yüzde 21) bu yargıya itiraz ediyor. Başka bir ifadeyle, her beş gazeteciden biri, mümkün olsa bu mesleği yapmayacağını söyledi. Bu sonucun Türkiye’deki gazetecilik ortamının kaygı verici manzarasını daha da genişlettiği söylenebilir.

Bu konudaki bulgular cinsiyete, çalışma şekline, çalışılan medyanın mecrasına ve kapsamına göre anlamlı bir farklılık göstermiyor. Yaş gruplarında ise dikkat çeken bir farklılıktan söz edilebilir. Yaş grupları içerisinde anlamlı bir farklılık gözlemlenen tek grup 18-24 ile 25-34 yaş arası. “Seçme şansım olsa yine gazetecilik mesleğini seçerdim” yargısına itiraz edenler arasında en yüksek oran yüzde 31,8 ile 25-34 yaş grubunda, en düşük oran ise yüzde 5,9 ile 18-24 yaş grubunda.

Bu oranları, 18-24 yaş grubunun mesleğin başında olmaları itibariyle motivasyonlarının yüksek oluşu ile ilişkilendirmek mümkün. 25-34 yaş arasındaki memnuniyetsizliği ise, bu yaşlarda yaşam kurma çabalarının yükselmesiyle ve bu süreçte mesleğin güvencesizlik pratiklerinin, yoğun çalışma koşullarının ve düşük ücretlerinin deneyimlenmesiyle açıklamak mümkün olabilir.

Araştırmaya katılan gazetecilerin yaklaşık üçte ikisi (yüzde 64,7) gazeteci olmanın kendilerini mutlu ettiğini belirtti. Dörtte biri (yüzde 23,7) bu konuda kararsızlığını ifade ederken, onda birlik (yüzde 11,6) kesim ise meslekten mutlu olmadığını ifade etti. Kararsızların oranının yüksekliği ise ayrıca düşündürücü.

Araştırmaya katılan gazetecilerin yarıya yakını (yüzde 43,9) meslekte iş-hayat dengesini rahatlıkla kuramadığını belirtti. Gazetecilerin yalnızca beşte biri (yüzde 19,3) bu dengeyi kurabildiğini ifade ederken, kararsız olduğunu söyleyenlerin oranı ise yüzde 36,8.

Her beş gazeteciden üçü (yüzde 60,1) meslektaşlar arasında güçlü bir dayanışmanın bulunmadığını söylüyor. Dörtte biri (yüzde 26,3) kararsız olduğunu belirtirken, meslektaşlar arasında güçlü bir dayanışma olduğunu düşünen gazetecilerin oranı yalnızca 13,6.

55-64 yaş grubunda olan gazetecilerin üçte ikisi (yüzde 66), 65 yaş ve üzeri gazetecilerin ise dörtte birinden fazlası (yüzde 78,9) mesleğin değersizleşmekte olduğunu ifade ediyor. Bu kanaatler mesleki deneyimi 26-34 yıl arası olan gazetecilerde yüzde 70,3, 35 yıl ve üzeri deneyimi olan gazetecilerde ise yüzde 76,7. 

Mesleki örgütlere üyelik

Araştırmaya katılan gazetecilerin üçte ikisi (yüzde 68,5) bir meslek kuruluşuna üye olduğunu, üçte biri ise (yüzde 30,3) bir üyeliğinin bulunmadığını ifade etti.

Kadınların yüzde 47’1’i herhangi bir meslek kuruluşuna üyeyken, erkeklerde bu oran yüzde 76,6’ya çıkıyor. Buradan hareketle erkek gazetecilerin mesleki kuruluşlarla temasının daha güçlü olduğu söylenebilir. 

Çalışma şekline göre de kimi farklılıklar söz konusu. Bir medya kuruluşunda 212’li olarak istihdam edilenlerin yüzde 74,5’i, 212 dışında istihdam edilenlerin yüzde 53,7’si, serbest gazetecilerin yüzde 61,5’i ve kendi haber platformunu yönetenlerin ise yüzde 76,3’ü herhangi bir meslek kuruluşuna üye olduğunu belirtiyor.

Araştırma örnekleminin yarısından çoğu (yüzde 54,9) cemiyet ve dernek gibi kuruluşlara üye olmakla birlikte sendika üyesi değil. Sendika üyesi olanların ise yaklaşık dörtte biri (yüzde 26,4) işyerlerinde bu durumla ilgili bir baskı ile karşılaştığını, dörtte üçü (yüzde 73,6) ise karşılaşmadığını belirtiyor. 


Etiketler: 65 okunma

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.