AYM ‘yapısal sorun var’ dedi

Anayasa Mahkemesi (AYM) Basın İlan Kurumu’nun (BİK) resmi ilan ve reklam kesme cezasının “ifade ve basın özgürlüğünün ihlali” olarak değerlendirdi. İhlalin “yapısal sorundan kaynaklandığı” sonucuna varan mahkeme heyeti, sorunun giderilmesi için yol gösterdi ve bu konuda yapılacak başvuruları değerlendirilmesini bir yıl erteledi. 

Birgün, Cumhuriyet, Evrensel ve Sözcü gazeteleri tarafından açılan aynı nitelikteki davaları “konu yönünden hukuki irtibat bulunması” nedeniyle birleştirerek ele aldı. 

AYM kararında, BİK, davacı gazetelerde değişik tarihlerde yer alan haberler nedeniyle yapılan şikayet ya da re’sen inceleme sonunda “resmi ilan ve reklamların” belli sürelerle kesildiği ifade edildi. 

Kararda, ilan kesme cezalarına yapılan itirazların, BİK kararları tekrarlanarak “… verilen kararın yerinde ve mevzuata uygun olduğu anlaşılmıştır…” ifadeleriyle reddedildiği belirtildi.  

Davacı gazeteler, BİK’in ilan kesme kararında “kanuni dayanağı bulunmağı”, “cezalar arası dengeleme kriterlerine uyulmadığı”, “objektif karar verilmediği”, “basın ve ifade özgürlüğü ilkelerinin ihlal edildiğini” savundular. Adalet Bakanlığı görüşünde ise “BİK ve mahkemelerce verilen kararlarda bariz ve açık bir dengesizlik bulunmadığı, kararların ilgili ve yeterli gerekçeyi içerdiği” belirtildi. 

“İfade ve basın özgürlüğüne müdahale”

Başvuruları Anayasa’nın “düşünceyi açıklama ve yayma hürriyeti”, “basın hürriyeti”, “süreli ve süresiz yayın hakkı” yönünden değerlendiren AYM kararında şu değerlendirmelerde bulunuldu:

“Anayasa’nın koyduğu amaçlardan basılarının gerçekleştirilmesi için kurulduğu anlaşılan BİK, gazetelerin önemli bir gelir kaynağı olan resmi ilan ve reklamların gazeteler arasında adil bir şekilde dağıtımını yaparak gazetelerin niteliğinin artırılmasına katkı sunmakta, sırf ilan resmi ilan alabilmek için çıkarılan gazetelere reklamların verilmesini önleyerek gerçekte gazetecilik faaliyeti yapanları desteklemek amacını taşımaktadır. Bu sebeple mevcut başvuruya benzer başvurularda, Anayasa’nın 29. maddesindeki düzenleme de göz önünde bulundurulara BİK’e verilen resmi ilan ve reklam kesilmesine ilişkin müdahale yetkisinin kullanılmasında bir değerlendirme yapılmalıdır. 

Başvurucu gazetelerin resmi ilan ve reklamlarının çeşitli sürelerle kesilmesine karar verilmiştir. Yukarıdaki açıklamalar ışığında eldeki başvurular incelendiğinde söz konusu ilan kesme cezaları ile başvurucuların ifade ve basın özgürlüğüne yönelik bir müdahalede bulunulmuştur.”

“Sorunlu uygulamanın süreklilik arzettiği görülmüştür”

BİK’in kararlarındaki yasal dayanağın 195 sayılı BİK Teşkilat Kanunu’nun 49. maddesi ve bu kapsamda çıkarılan düzenlemeler olduğu belirtilen kararda, AYM’nin, daha önceki ilan ve reklam kesme cezaların ilişkin değerlendirmelerine atıfta bulunuldu. 

AYM kararında, şunlara yer verildi:

“Söz konusu başvurularda, dayanak anılan kanun maddesinin uygulanmasına ilişkin değerlendirmeler yapılmış ve anayasal bazı sorunların bulunduğu tespit edilmiştir. 

Buna karşın, AYM’nin önüne gelmeye devam eden benzer başvurularda sorunlu uygulamanın süreklilik arz ettiği görülmüştür. Bu nedenle somut olayda başvurucuların ifade ve basın özgürlüklerine yönelik müdahale doğrudan BİK tarafından verilen resmi ilan ve reklam kesme cezaları ile yapıldığından 195 sayılı Kanun’un 49. maddesinin müdahalenin kanuniliği kriteri yönünden daha detaylı incelenmesinin gerektiği değerlendirilmiştir.”

“Kanunilik” ve “belirlilik” ilkesi

AYM kararında, temel hak ve özgürlüklerin sınırlandırılmasında “kanunilik ölçütünün ilk olarak şekli bir kanunun varlığını gerekli kıldığı” ve “belirlilik” ilkesinin ise “bir kuralın keyfiliğe yol açmayacak bir içerikte olmadığını” ifade ettiği belirtildi. 

Kararda, şu değerlendirmelere yer verildi:

“Belirlilik, bir kuralın keyfiliğe yol açmayacak bir içerikte olmasını ifade eder. Temel hakların sınırlandırılmasına ilişkin düzenlemenin içeri, amaç ve kapsam bakımından belirli ve muhataplarının hukuksal durumları algılayabilecekleri açıklıkta olması gerekir. 

Bu ilkeye göre yasal düzenlemelerin hem kişiler hem de idare yönünden herhangi bir duraksamaya ve kuşkuya yer vermeyecek şekilde açık, net, anlaşılır ve uygulanabilir olması, ayrıca kamu otoritelerinin keyfi uygulamalarına karşı koruyucu bir takım güvenceler içermesi gereklidir. 

Bir kanuni düzenlemede hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlancağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisinin doğacağı belirli bir kesinlik ölçüsünde ortaya konmalıdır. Bu durumda bireylerin hak ve yükümlülüklerini öngörerek davranışlarını bu doğrultuda tanzim etmelerini olanaklı hale gelebilir. Böylece hukuk güvenliği sağlanarak kamu gücünü kullanan organların keyfi davranışlarının önüne geçilmiş olur.”

“Darbe sonrası kabul edilen bir metin”

“195 sayılı Kanun 27 Mayıs 1960 darbesiden sonra Milli Birlik Komitesi tarafından hazırlanan ve kabul edilen bir metindir” denilen kararda, söz konusu düzenlemenin bugüne kadar hiç değişikliğe uğramadığı belirtildi. 

Kararda, “195 sayılı Kanun’un 49. maddesinin, başvurucular hakkında resmi ilan ve reklam kesme cezası gerektiren fiillerin ve bu fiillere karşı öngörülen ceza miktarlarının en azında çerçevesini çizmediği, belirli bir açıklık ve kesinlikte olan bir kural niteliği taşımadığı görülmektedir” denildi. 

Yargılama hukukuna ilişkin güvence  

AYM kararında, BİK kararlarında yapılan itirazda, en yüksek dereceli asliye hukuk hakimliğinin dosya üzerinden yapacağı inceleme sonunda kesin karar verdiği belirtilerek, değerlendirme yapıldı: 

“Somut başvurudaki gibi başvurucuların aleyhlerine verilen bir kurum kararına karşı açtıkları davada delilleri sunma, iddia ve savunmalarını gerekçelendirme imkanlarının kendilerine verilmemesi ifade ve basın özgürlüklerinin ihlaline yol açacaktır. Bu nedenle ifade ve basın özgürlüklerini sınırlandıran bir kuralın keyfi ve orantısız müdahalelere karşı ilk olarak yargılama hukukunun usule ilişkin güvencelerini barındırması gerekir.”

Kararda, verilen ceza ile çatışan haklar arasında bir dengenin de gerekli olduğu belirtilerek, AYM’nin daha önceki kararlarında, “Derece mahkemelerine uygulamalarında yol göstermek amacıyla her defasında dengeleme kriterlerinin kapsamını yineleyerek bu kriterin somut olay kapsamında ne şekilde uygulanması gerektiğini göstermeye çalışmıştır” denildi. 

Yeni düzenleme için yol gösterdi

AYM’nin kararında bu konuda yapılacak bir düzenlemede “dikkate alınmasında yarar olduğu kanaatine varılan” hususlar özetle şöyle sıralandı:

“-Resmi ilan ve reklam kesme cezalarına ilişkin koşulların çerçevesi çizilmeli, belirli bir açıklık ve kesinlikte olan ifadelerle kanun maddesi şekli ve maddi yönden yeniden düzenlenmelidir.”

“-Hangi davranış veya olgulara hangi hukuksal sonuçların bağlanacağı ve bu bağlamda kamusal makamlar için nasıl bir müdahale yetkisi doğacağı belirli bir kesinlik ölçüsünde ortaya konmalıdır.”

“-Resmi ilan ve reklam kesme cezalarına itiraz yolu düzenlenirken derece mahkemelerinin bu davalara hangi sıfatla bakacakları -uygulamada çoğunlukla hakem sıfatıyla baktıkları görüldüğünden- ve bu kapsamda da uygulayacakları yargılama usulünün kapsamı net bir şekilde düzenlenmelidir.”

Pilot karar usulü uygulandı

AYM, “ihlalin yapısal sorunlardan kaynakladığı ve yeni ihlallere sebebiyet verdiği” gerekçesiyle kararını “pilot karar” olarak aldı. 

“Somut olay bakımından alınan bir ihlal kararının temel hak ve özgürlüklere yönelik gerçek bir koruma sağlamaktan uzak kalacağı” sonucuna varan yüksek mahkemenin kararında, “Pilot karar usulünün benimsenmesindeki en önemli amaç, benzer başvuruların tamamının ihlalle sonuçlanması yerine ilgili mercilerce çözümü kavuşturulmasıyla ihlalin kaynağının ortadan kaldırılarak yapısal sorunun düzenlenmesinin sağlanmasıdır” denildi. 

Mahkeme, oy çokluğuyla aldığı pilot karar usulü uyarınca, aynı konuda yapılacak başvuruların incelenmesini bir yıl süreyle erteledi. 

“İfade özgürlüğü ve basın özgürlüğünün ihlal edildiğine” ilişkin değerlendirmede oybirliği sağlayan mahkeme heyeti, diğer kararlarını oy çokluğuyla aldı. 

Konuya ilişki tüm tarafların bilgilendirilmesine karar veren AYM, ayrıca her bir başvuru için ayrı ayrı 10.000 TL tazminat ödenmesine de hükmetti. 

Pilot karar usulü

AYM İçtüzüğü’nün 75. maddesinde yer alan “pilot karar usulü” şu şu hükümler bulunuyor:

“Bölümler, bir başvurunun yapısal bir sorundan kaynaklandığını ve bu sorunun başka başvurulara da yol açtığını tespit etmeleri ya da bu durumun yeni başvurulara yol açacağını öngörmeleri hâlinde, pilot karar usulünü uygulayabilirler. Bu usulde, konuya ilişkin Bölüm tarafından pilot bir karar verilir. Benzer nitelikteki başvurular idari mercilerce bu ilkeler çerçevesinde çözümlenir; çözümlenmediği takdirde Mahkeme tarafından topluca görülerek karara bağlanır.”

“Bölüm pilot kararında, tespit ettiği yapısal sorunu ve bunun çözümü için alınması gereken tedbirleri belirtir.”

“Bölüm pilot kararla birlikte, bu karara konu yapısal soruna ilişkin benzer başvuruların incelenmesini erteleyebilir. İlgililer erteleme kararı hakkında bilgilendirilirler. Bölüm, gerekli gördüğü takdirde ertelediği başvuruları gündeme alarak karara bağlayabilir.”


Etiketler: 42 okunma

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir