Z Kuşağına Nasıl Davranmalıyız?

Bugün birçok konuda eleştirilen Z kuşağı, elbette bir önceki kuşaktan pek çok yönüyle ayrışıyor. Her kuşağın farklı bir ruhu, farklı bakış açıları, farklı davranış biçimleri ve beğenilerinin olduğunu hatırlatan Uzman Psikolog Selin Karabulut, yeni kuşak çocuklara nasıl davranmamız gerektiğini açıkladı.

Selin Karabulut, “Z kuşağı, kendi benliğine daha çok odaklanan, dijital teknolojilerle iç içe bir kuşak. Neredeyse gününün çoğunu akıllı cihazlarla geçiren çocuklar ve gençler, sezgisel bilgileri kullanmaya pek de ihtiyaç duymuyorlar artık. Onları daha iyi anlamak için, her dönemin ruhunun, koşullarının farklı olduğunu ve bunun da kuşakları dönüştürdüğünü unutmamalıyız” açıklamasında bulundu.

Şehirler giderek kalabalıklaşıyor, bu kalabalık kent yaşamı ise herkesi ruhsal ve fiziksel açıdan etkiliyor. Z kuşağının farklı yaşam alışkanlıkları, ekonomik koşullar ve pandeminin de olumsuz etkileri var. Görme, işitme, koklama, tatma ve dokunma duyularıyla günlük yaşamın sürdürüldüğünü belirten Karabulut, “Aslında altıncı duyu olan sezgi ve duyguları kent yaşamında göz ardı edebiliyoruz” dedi.

  Z kuşağı 6. duyusunu kullanmıyor

Sezgilerin insanlara verdiği bilgilerin en güzel yansıması, günlük yaşamdaki farkındalığımızı artırması olduğunu belirten Selin Karabulut, “Örneğin bir bankada arkamızda birilerinin olduğunun farkında olup buna göre dikkatli, özenli ve uygun hareket etmeyi, geri döndüğümüzde onlara çarpmamak için o mesafeyi hesaplamayı sezgilerimizle sağlıyoruz. Burada tabii nezaket ve görgü kurallarının da sezgisel bilgilerimize dahil olduğunu söylemeliyiz. Ancak günümüzde, özellikle Z kuşağında (1997-2012 yıllarında doğanlar) sezgisel bilgilerin neredeyse hiç kullanılmadığını gözlemlemek mümkün. Belki de bugüne kadar sezgisel bilgilerine ihtiyaç duymadılar, ihtiyaç olmayınca bu duyularını da geliştiremediler. Kulaklıkla müzik dinlerken sesin dışarıya taşacak kadar açılıp başkalarını rahatsız edebilecek olması ya da metrobüste oturan bir gencin, yanında ayakta duran yaşlı birini fark etmemesi… Günlük hayattan çoğaltabileceğimiz bu gibi örnekler, Z kuşağında altıncı duyunun kullanımının çok düşük olduğunu gösteriyor. Bu durum empati yeteneğinin gelişmesini engellerken, kent yaşamında hep arzu ettiğimiz o nezaket kültürünün yaygınlaşmasının da önüne geçiyor” açıklamasında bulundu.

Her kuşağın ruhu farklı 

Karabulut, “Bizim kuşak gibisi var mı, nerede o eski günler gibi kalıplaştırdığımız savunma söylemlerinden vazgeçmeliyiz. Çünkü farkındayız ki her kuşağın farklı bir ruhu; farklı bakış açıları, farklı davranış biçimleri ve beğenileri var. Z kuşağı, kendi benliğine daha çok odaklanan, dijital teknolojilerle iç içe bir kuşak. Analitik düşünme becerileri, satış ve pazarlama kabiliyetleri, yaratıcılıkları belki de bu sebeple bizlerden daha gelişmiş. Gününün çoğunu akıllı cihazlarla geçiren çocuklar ve gençler, sosyal ilişkilere, üç boyutlu problemlerin çözümüne, sözel ve bedensel iletişime, sezgisel bilgileri kullanmaya neredeyse ihtiyaç duymuyorlar artık. Hatta duygularını dahi ‘emoji’ dediğimiz görsel ifade biçimleriyle gösteriyorlar. Sezgisel bilgiyi kullanma ve işe yarar kılma yeteneği; yani duygusal zekâ, Z kuşağında da var ancak geçmiş kuşaklarda olduğu gibi güçlü değil” hatırlatmasında bulundu.

Z kuşağını anlamaya odaklanmak önemli

Karabulut, “Yenilenen koşullara göre hayatımız da yeni bir form kazanıyor ve her yeni koşulda formumuzu değiştiriyor, dönüştürüyoruz. Bu yüzden, 35 yaş üstü insanların (X ve Y kuşakları) artık kızmak yerine Z kuşağını anlamaya odaklanmaları, onlarla kıyaslama yapmak yerine ev ve sosyal yaşamlarında uyumlu olmayı denemeleri her zaman için daha sağlıklı sonuçlar getirecektir” önerisinde bulundu.

Z kuşağını anlamanın 4 yolu Standart bakış açılarının dışına çıkmaya çalışın, Yeniliklere ilgi duyup farkında olun, Bilmediğiniz, tanımadığınız kelime, iş, uğraş veya kişileri öğrenmeye çalışın, Aynı işyerinde çalıştığınız iş arkadaşlarınıza “iş arkadaşı” muamelenizden vazgeçmeyin.

 

 


Etiketler: 80 okunma

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.