Nevzat Metin: Gelecek kuşaklar için düşledi ve yaptı

Sanata ve sanatçılara katkısıyla bilinen Nevzat Metin, aramızdan ayrıldı. Geride gelecek kuşaklar için düşledikleri ve yaptıkları kaldı. Daha yapmayı planladığı güzel şeyler vardı. Kocaman bir yüreği vardı Nevzat Metin’in, dostça girmek isteyen herkesi kucakladı.

Hayatla mücadeleye, güzel şeyler yapmak için direnmeye çocuk yaşlarda başlar Nevzat Metin. 

İzmit’te, Köy Enstitüsü mezunu eniştesinin yanında okurken Şubat tatilinde Babayağmur Köyü’ne babasının yanına giden Nevzat Metin, babasına gösterdiği tepki nedeniyle evden kaçmak zorunda kalır. 

Ortaokul ikince sınıfta eğitimini yarıda bırakıp İstanbul’a gider. Bir süre ayakkabı boyacalığı yapar, ancak bu işin kendisine göre olmadığının farkına varır. Yolda bir gün bir terzi dükkanı görür ve içeri dalar “burada çıraklık yapmak istediğini” söyler.  

O gün terzilik yaşamı başlar. Önce işi öğrenme süreci… Bu sırada sokakta TİP’in, parti merkezi önündeki bir mitingini görür. Behice Boran, Mehmet Ali Aybar, Çetin Altan’ın partide olduğu dönemdir. Zaten Çetin Altan’a da Akşam gazetesinde bir hayranlığı vardır. Bu, Köy Enstitülü bir eniştenin onda bıraktığı izlerdir. 

Yine içeri dalar ve gönüllü olarak çalışmak istediğini söyler. Ne iş verilirse yapacaktır. Sonraki süreci şöyle anlatır Nevzat Metin:

“Ve ben dört yıl Türkiye İşçi Partisi’nin çaycılığını yaptım akşamları. Mitinglere katılıyorum. Parti yöneticileri de beni uyarıyor, ‘daha yaşımın küçük, başına bir şey gelir, afişlemeye, eylemlere katılma.’ Sürekli koruyorlar beni. 

Bir süre sonra beni sevmeye başladılar. O arada partinin içinde Aziz Nesin, Yaşar Kemal, Nuri İyem, Balaban… Aklına gelebilecek bütün yazarlar, çizerler… Beni çok severlerdi. Onlar bana resim armağan ettiler. Nuri İyim mesalı, ‘al oğlum bunu…’ O zaman soyut resim yapardı Nuri Abi. Onları hiçbir zaman satmadım, biriktirdim.

Daha sonra ben bir süre olgunlaştım tabi. Daha partili oldum, yönetimine girdim. Orası bir okuldu bana. Hayatı, sanatı, kültürü, felsefeyi, edebiyatı, ekonomiyi, bilimi ben orada öğrendim. İdris Küçükömer’in çantasını taşırdım ben. Bir sürü aydın insanı ben orada öğrendim, tanıdım. Onların her biri bende etkili oldu, bir kültür arşivi gelişti bende. Okumaya başladım, haftada iki kitap bitiriyordum.”

Nevzat Metin terzilikte mesleğini geliştirmeye ve para kazanmaya, para kazandıkça çevresindekilere de yardım etmeye başlar.

Türkiye’deki siyasal çalkantılar dönemidir. 12 Mart gelir, o tarihte askerdir Nevzat Metin. Siyasal düşüncesi öğrenilince 36 sürer askerliği. 

Askerlik dönüşü evlenir Nevzat Metin, bir kızı olur. Kendi terzi dükkanını açmıştır artık, yanında insanlar çalışmaya başlar. Türkiye’nin en önemli yazarları, çizerleri onun müşterisidir. İşi büyütür mağazalar açar. 

“Türkiye’de üç terzi vardı”

Ve 12 Eylül 1981 askeri darbesi süreci başlar. Bu süreç Nevzat Metin için de acımasız olur:

“12 Eylül çok acımasız geldi. Bir de biz TİP’liyiz. İlk gün, gecenin bir yarısında içeri attılar. 68 kiloyla girdim, 45 kiloyla çıktım cezaevinden. Hayatımın en büyük acılarını orada yaşadım. Çok iyi bir düzenim vardı, çıktığımda düzenim bozuldu. Ne yapabilirim ben? Bana en yakın sanat var. Ben sanat yapmak istiyorum. Terzilik de bir sanat ama…

Bu arada, Türkiye’de üç tane terzi vardı. Biri Fatsalı Terzi Fikri, diğeri Diyarbakır Belediye Başkanı (terzi lakaplı) Mehdi Zana ve bir de TİP Kadıköy Başkanı Nevzat Metin. 

Cezaevinden çıktıktan sonra, 1982’de… Dedim ki, ben bir kitapevi kurayım. Bütün yayınevlerini, yazarları tanıyorum aşağı yukarı. Çok şık bir kitabevi kurdum, Altınyol’da… Eşime söylemiştim, mağazaların bulunduğu dükkanlardan büyük olanını devretme diye. Cezaevinde tasarlamıştım kitabevi açmayı.”

Türkiye’nin ilk kitap klübü

Nevzat Metin kitabevini açar Türkiye’nin önde gelen yazarları imza gününe gelir, ancak bir taraftan da baskılar başlar. Haftada en az bir gün, o günkü adıyla “1. Şube”ye (bugünkü TEM) götürülür. Şunları söylüyor Nevzat Metin:

“Kitap klübünü Türkiye’de ilk defa ben kurmuştum. Sonra Cumhuriyet daha sonra da Bilge kuruldu. Üç bin sekizyüz tane de üyemiz vardı. Bir gün sürükleyerek götürdüler beni 1. Şube’ye. Dayanamadım, mide kanaması geçirdim. Kitabevini kapatmak zorunda kaldım. Daha sonra da 1985’te Bilim Sanat Galerisi’ni kurdum ve bir de yayınevi.”

Galericilik dönemi

Galericilik döneminde ilk sergisinde Orhan Peker’in 147 yapıtı yer alır, tamamına yakını satılır. Satılan eserlerden elde edilen gelirin yarısını Gönül Peker’e veren Nevzat Metin’in galericilik yaşamı başlamıştır artık. 

Galericilik yapacaktır Nevzat Metin, ancak her zaman olduğu gibi bir fark yaratma peşindedir Nevzat Metin:

“Bir zenginlik katmam gerekiyor dedim. Kitaba başlamaya karar verdim. 1987’de Balaban’ın ilk kitabını ben yayınladım. Sonra devam etti, Ekrem Kahraman’ı yayınladım. Daha sonra da Türkiye’de aklınıza kim geliyorsa… Neşet Güneri, Neşe Erdoğan, Özdemir Altan, Mustafa Ada, Güngör Taner, Ankara’dan Habip Aydoğdu, Lütfi Günay, Zahit Büyükişleyen, Veysel Günay…. Yani aşağı yukarı 120’ye kadar kitap yayınladım. Bu arada her açtığım sergiye de katalog yaptım ben. ”

Hayal kırıklığı

Nevzat Metin, bu süreçte yaşadığı bazı hayal kırıklıklarını da şu sözlerle dile getirir:

“Bir anda o kitaplar çıktıktan sonra bütün ressamlar… Kitap yapılana kadar arkamdalar, hiç ayrılmazlar… Ama kitap bittikten sonra ellerine aldıktan sonra tanımıyorlar. Bu çok garibime gitti benim. Bu kadar mücadele ediyorsun, adamın yaşamının başından alıyorsun… Bir de dia çekiyorsun, diacıya para veriyorsun, yazara para veriyorsun… İnanılmaz zahmetli. Satış yok zaten. Mümkün değil satış. İşte depolarım ağzına kadar kitap dolu. Ben boyuna kira veriyorum. 

Sonunda dedim ki, ‘ben 100 dedim ama 120’ye tamamlayım bunu…’ 120 tane kitap yayınladım. Bunu niye yaptım? Bu bir idealizmdi. Türkiye’deki bir boşluğu doldurmaktı. İş Bankası yaptı, Yapı Kredi yaptı, Sabancı yaptı ama üç dört taneden fazla yapmadılar. Geliri yok çünkü. 

‘Gelecek kuşaklar için yaptım’

Kitapları çıkardım ama benim açılmam lazım. Çünkü benim ideallerim, hayallerim… O kadar enerjim var ki. 

Ama her şeyi bu ülkemin adına yaptım. Gelecek kuşaklar için yaptım. Yoksa deli miyim ben? Niye bunlarla uğraşayım? 70 yaşına gelmişim ben şimdi… Otururdum, giderdim… Bu arada ciddi bir gayrimenkulüm vardı. O günün şartlarında yüzde 60’ın pazarlamasını ben yapıyorum, galerici olarak. Yüzde 60 pazara hakimim. 8-10 tane yere danışmanlık yapıyorum. Sanayi odası gibi, Tırsan gibi… Elimde çok ciddi bir koleksiyon vardı. 

Ne yapabilirim ben? Yurtdışına gideyim dedim. Fuarlara katıldım. Mesela Cumhuriyet tarihinin en büyük sergisini ben yaptım. Osmanlı’nın 700. yılında, 2000 yılında… Sabancı Louvre’de açtı sergiyi, Koç açtı, ben de Cumhuriyet döneminde Pierre Cardin’in yerinde açtım. O arada devletin biraz katkısı oldu. 

Daha sonra Cumhuriyet’nin 75. yılında büyük bir sergi…. Kocaman bir kitap yayınladım. Çağdaş Sanatlar Merkezi’nde olan sergi, daha sonra Dolmabahçe Kültür Merkezi’nde yapıldı.

Dışarıya açıldım. İskandinav ülkelerinde, orta Avrupa ülkelerinde, Japonya’da derken…. 2000 yılı geldi, dedimki ben ne yapabilirim. Bu kadar gayrimenkulüm var, bu kadar koleksiyonum var. Ben bunu artıya çevirmem gerekiyor. Türkiye’de güzel sanatları bitirmiş çocuklar her gün canımı acıtıyor benim. Her gün bir dosya getiriyor çocuklar. ‘Abi bana bir sergi açar mısın’ ya da ‘resim alır mısın?’ Bu benim canımı acıttı. Çocukların mekanları yok, atölyesi yok, tuval alacak parası yok. Bir şey yapmam lazım dedim”

“Bir çılgınlık yapmak gerekiyordu”

Nevzat Metin’in yine “bir çılgınlık yapması gerekiyordu”. Çevresindekilerin telkinlerine rağmen bir çılgınlık yapacaktı da. Hayat arkadaşlarının kendisini terk edip gitmesine rağmen yapacaktı. 

Nevzat Metin, şunları söylüyor:

“Japonya’a gittim 1994’de, bir fuara katıldım. Orada enteresan bir adamla karşılaştım, Ankara’da büyükelçilik yapmış, Türkçe de biliyor. O tarihteki Türk büyükelçisi Necati Utkan’dı. ‘Senin tercümanlığını büyükelçimiz yapacak’ dedi. 

Beni atölyelere götürmesini, galerilere götürmesini istedim. ‘Gel, seni enteresan bir yere götüreceğim’ dedi. Bir dağ yoluna gittik, bir patikadan bizi götürdü. Bir dağın eteğinde bir atölye. İçeri girdim ve şaşırdım ben. Minnacık bir yer. Ortaya koca bir masa koymuşlar, 20 tane genç çalışıyor orada. İşte benim hayal ettiğim şey bu dedim. Güzel sanatları bitirmiş çocuklar inanılmaz eserler yaratıyor. 

Sonuçta geldim buraya, Türkiye’nin her yerini aradım. Böyle bir yer kuracağım gençler için. Mardin’i gittim, Kapadokya’ya gittim… Dağ eteğinde, suyu, yolu olan bir yer bulamadım. Datça’ya sık sık tatile gelirdim. Buraya (Yakaköy) geldim, burası harabe bir yer. Binaların temeli yok. 

Burayı kimden öğrenebilirim dedim. O arada Can (Yücel) Abi’yi gördüm. Onu da ben getirmiştim buraya, Can Abi’yi. Bana ‘deli oğlum’ derdi. ‘Can Abi bir yer buldum’, dedim. ‘Deli oğlum git burada okul, mokul olur mu’ dedi. ‘Sen dellendin mi’ dedi. ‘Burası çok büyük para yer’ dedi. Orasını sen düşünme, olur mu olmaz mı dedim. ‘Sen, delinin birisin niye olmasın’ dedi.”

UKKSA’nın doğuşu

Muhtara gider Nevzat Metin, okulun ihaleye çıkarılacağını öğrenir, muhtar ‘Alim Amca’ da kültür merkezi fikrine sıcak bakar. Nevzat Meten bir proje hatırlatarak ihaleye katılır ve kendisinde kalır ihale.  

Yakında Knidos harabeleri vardır, oranın da korunması hayalini kuran Nevzat Metin, sözleşme yapılır. Mimar “3,5-4 milyon dolar arası bir yatırım gerekir buraya” tespitinde bulunur. 

Sahibi olduğu gayrimenkulleri paraya çevirir Nevzat Metin, inşaat üç yıl sürer. İmece yoluyla yapılmış olsa da birkaç istisna dışında yapılan katkıların karşılığını eser olarak verir. 

O dönemde akciğer kanseri teşhisi konulan Nevzat Metin bir de sağlık sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalır, ameliyat olur. 

Üç yıllık çalışmanın sonunda ilk etkinlikler için adım atılır. Gençlerdir ilk konuklar, ancak unutulmuş yerlerdeki öğrencileri çağırır. Sanat kampı konumuna gelen mekanda uluslararası etkinlikler yapılmaya başlanır. Bu amaçla Uluslararası Knidos Kültür ve Sanat Akademisi’nin (UKKSA) kurulur, kurumsallaşma süreci başlar. 

“Dinozorları çağıramıyorum buraya” diyor Nevzat Metin ve şöyle devam ediyor:

“Geldiler biri iki defa, telif ödemek zorunda kaldım. Buranın bir sosyal sorumluluk projesi içinde yapıldığını düşünemiyorlar. ‘Nevzat Metin para kazanıyor buradan’ diyorlar. Asla para kazanamıyorum ben burada, sürünüyorum.

Çok zorlanıyorum ben burada, direniyorum. Koleksiyonumdaki eserleri yüzde 50-60 indirimle veriyorum, burayı var etmek için… Tabi çok zorlanıyorum. Bir ülkenin sanatı, bilimi gelişmezse ne olur?  Direniyorum ben burada. Ne kamu kuruluşlarından ne yerel yönetimlerden destek geliyor. Sadece ben burada ürettiriyorum, İstanbul’a götürüyorum. Yeni bir yer, UKKSA’nın şubesini açtık. Orada yarı fiyatına satışa sunuyorum. Yarısını sanatçıya veriyorum.”

UKKSA’da yılda 45 etkinlik yapılıyor, Can Yücel anma etkinliklerine ev sahipliği yapılıyor. Her yıl 300’den fazla sanatçı geliyor UKKSA’ya. Sanata katkısının yanında yöre halkının ekonomik faaliyetlerine de katkı sağlanıyor. 


Etiketler: 31 okunma

Yorum yap

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir